Moana 2016 HD-TS XviD- TR Sub- Torrent Film İndir

Türkü Hikayeleri 2

Konu, 'magazin forever' kısmında ayyildiz4035 tarafından paylaşıldı. Cevaplar: 0 | Okunma: 1038

  1. ayyildiz4035

    ayyildiz4035 Profesör
    Emeketar Üyemiz

    Blog Entries:
    0
    Kayıt:
    4 Aralık 2014
    Mesajlar:
    741
    Beğenilen Mesajlar:
    5
    [​IMG]

    TÜRKÜNÜN SÖZLERİ



    Güvercin uçuverdi
    Kanadın açıverdi
    Elin oğlu değil mi
    Sevdi de kaçıverdi

    A benim aslan yarim
    Duvara yaslan yarim
    Duvar cefa götürmez
    Sineme yaslan yarim

    Güvercinim uyur mu
    Çağırsam uyanır mı
    Yar orada ben burda
    Buna can dayanır mı

    A benim hacı yarim
    Başımın tacı yarim
    Eller bana acımaz
    Sen bari acı yarim

    Caminin müezzini yok
    İçinin düzeni yok
    Çok memleketler gezdim
    Misget'ten güzeli yok

    Daracık daracık sokaklar
    Misget şeker topaklar
    Pul pul olsun dökülsün
    Seni öpen dudaklar

    Caminin ezan vakti
    İçinin düzen vakti
    Ben Misget'i yitirdim
    Sonbahar gazel vakti

    Gökte yıldız sayılmaz
    Çiğ yumurta soyulmaz
    Üçer avrat almayan
    Hiç erkekten sayılmaz



    TÜRKÜNÜN HİKAYESİ





    Yıllar yıllar önce zamanın birinde köylerden birinde bir delikanlı ile bir kiz severler birbirlerini. Delicesine bir sevdadir bu ama oraların ağası genç kıza göz koyar, benim olacaksin der, malum ağadir, soz söylese sözünün üstüne kelam olmaz, lakin delikanlı sevmektedir kızı ve dikilir ağanın karşısına, benim yavuklumdur ağa, yaretmem onu sana der, ağaya meydan okur. Kızın gözlerinin önünde ağa ile delikanlı inerler köy meydanına, kızın içi içini yemektedir. Ağa ile delikanlı karşı karşıya çekerler kınlarından bıçaklarını, dururlar cenge, dönerler bir etraflarında, bir de palazlanırlar karşılıklı, lakin yufka yurekli ağa delikanlıya döner ve " Sen bu kıza olan sevdan için benim karşıma çıkacak yurekliliği gösterdin, tez gidin yapın düğününüzü sen oğlumsun o da kızımdır bundan sonra" der babacanlik gosterir ve yeniden kızın evinin olduğu yokuştan yukarı doğru çıkmaya başlar arkasından da delikanlı gelmektedir. Fakat kızın gözüne ilk gözüken ağadır.Sevdiği gencin ağa tarafından katledildiğini sanan kız intihar eder dayanamayacağını düşünerek bu acıya, tüm köy ağıt olur tufan olur, delikanlı bitap ağa ise helak olur. Boyle buruk bir hikayedir misketin hikayesi.

    Misket oyunu delikanlı ile Ağa'nın karşılıklı dövüş öncesi ortada dönmelerinden öykünmüştür. Misket ise uğruna dövüştükleri güzel kızın ismidir.

    [​IMG]

    Arkadaşıyla kavga ediyor bi gece.
    Erkek arkadaşı da sinirlenip kafasını dağıtmak için arabayla dışarı çıkıyor.
    Ve erkek arkadası Sinirli şekilde araba kullanırken yolda kaza geçirip hayatını kaybediyor.
    Kız da bu şarkıyı ona yazıyor.
    Arkadaşının gitarıyla çalıyor.
    Arkadaşları da cep telefonuna kaydediyorlar bu sırada...

    [​IMG]

    Neşet Ertaş Leyla'ya gönül verir fakat bazı nedenlerden dolayı babası şiddetle karşı çıkar, evladım redifli bir türkü söyler:


    Temiz ruhlu, saf kalplisin şöhretsin
    Hakkın vardır evlenmeye evladım
    Mevlam sana yapanları kahretsin
    Aslı bozuk alma dedim evladım

    Dokunsalar nazif tene kir gelir
    Bizden önce ceddimize ar gelir
    Köle olmak şanımıza zor gelir
    Aslı bozuk alma dedim evladım

    Neşet Ertaş, kendisini yaralayan aslı bozuka, anayla cevap verir:

    Ulu arıyorsan analar ulu
    Sevmişiz biz onu olmuşuz kulu
    Analar insandır biz insanoğlu
    Aslı bozuk deme gel şu insana
    Aşkı kimden aldın sevgiyi kimden
    Aslı bozuk deme gel şu insana

    Soracak olursan eğer ki benden
    Aslı bozuk deme gel şu insana
    Yazımızı felek yazdı Mevlâdan değil
    Senin dediklerin evladan değil
    Her hata suç bende Leylâ'dan değil
    Aslı bozuk deme gel şu insana

    Muharrem Ertaş, oğlunun bu ulu ana göndermesine boyun eğer ve,

    Küsmedim Neşedim kahrettim sana
    Baban değil miydim sormadın bana
    Olan olmuş yavrum ne deyim sana
    Sen aklını yitirmişin evladım

    Bu şiirsel konuşma, Neşet'in Leyla ile evlenip ayrılmasından sonra da sürer. Bu kez, Neşet, Leyla'ya, hatanın kendisinde olduğunu söyler:

    Bilemedim kıymetini kadrini
    Hata benim günah benim suç benim
    Eliminen içtim derdin zehrini
    Hata benim günah benim suç benim

    Bir günden bir güne sormadım seni
    Körümüş gözlerim görmedim seni
    Boşa mecnun eylemişim ben beni
    Hata benim günah benim suç benim

    Neşet Ertaş'la babası ve Leyla arasındaki bu hikayenin sonuçta evrildiği yer ise şudur:

    Cahildim dünyanın rengine kandım
    Hayale aldandım boşuna yandım
    Seni ilelebet benimsin sandım
    Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
    Evvelim sen oldun ahirim sensin

    Sözüm yok şu benden kırıldığına
    Gidip başka dala sarıldığıma
    Gönlüm inanmıyor ayrıldığına
    Gözyaşım sen oldun kahirim sensin
    Evvelim sen oldun ahirim sensin

    Garibim can yıkıp gönül kırmadım
    Senden ayrı ben bir mekan kurmadım
    Daha bir gönüle ikrar vermedim
    Batınım sen oldun zahirim sensin
    Evvelim sen oldun ahirim sensin...

    [​IMG]

    Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.

    Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.

    20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır.



    Zahide Kurbanım n'olacak Halim
    Gene bir laf duydum kırıldı belim
    Gelenden gidenden haber sorarım
    Zahidem bu hafta oluyor gelin

    Hezeli de deli gönül hezeli
    Çiçekdağı döktü m'ola gazeli
    Dolaştım alemi gurbet gezeli
    Bulamadım Zahidem'den güzeli

    Ay ile doğar da gün ile aşar,
    Zahide’mi görenin tebdili şaşar
    İyinin kaderi kötüye düşer,
    Diken arasında kalmış gül gibi.

    Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
    Baban anlamadı bizim bu haldan
    Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
    Derdin beni del’ediyor Zahide’m.

    Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
    Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
    Aslını sorarsan esalet yerden
    Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.

    Gurbet ellerinde esinim esir
    Zahide’m kurbanım hep bende kusur
    Eğer baban seni bana verirse
    Nemize yetmiyor el kadar hasır.

    Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
    Zahide’rn kurbanım hallarım yaman
    Yapamadım şu babayın gönlünü
    Fakir diye bana vermedi baban.

    Anamdan doğalı çok çektim cefa,
    Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
    Adımı namımı soran olursa,
    Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.

    [​IMG]

    Hekimoğlu derler benim de aslıma
    Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime
    Konaklar yaptırdım döşetemedim.
    Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim

    Konaklar yaptırdım mermer direkli
    Hekimoğlu sorarsan narinim demir yürekli
    Bahçe armut dibinde kaymak yedin mi
    Hekimoğlu'nu görünce narinim budur dedin mi

    Çiftlice Muhtarı puşttur pezevenk
    Hekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerek
    Hekimoğlu derler bir ufak uşak
    Bir omzundan bir omzuna narinim yüz arma fişek

    Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.

    Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştır.

    İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu'yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.

    Hekimoğlu'nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.

    Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey,
    kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu'nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu'nu bir türlü ele geçiremezler.

    Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu'nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.

    Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu'ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla

    işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın <<puştluğu>> yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle <<yaman cenk>> olur orada.

    Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında :
    1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.

    2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu'ya
    kadar geliyor ve burada ölüyor.

    Hekimoğlu, tipik bir <<erdemli başkaldırıcı>> örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır.

    Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de <<aynalı martini>> dir. Hekimoğlu Türküsü'nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen <<aynalı martin>> in özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.
    Bu yüzden Hekimoğlu'nun, adı, Hekimoğlu'nun adı <<aynalı martin>>le özdeşleşmiştir.

    [​IMG]

    Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
    Göklere Erişti Feryadım Ahım,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.

    Bir Gülün Çevresi Dikendir Hardır,
    Bülbül Gül Elinden Ah İle Zardır.
    Ne De Olsa Kışın Sonu Bahardır,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.

    Daimi'yem Her Can Ermez Bu Sırra,
    Eyüp Sabır İle Gitti Mısır’a,
    Koyun Oldum Ağladım Ardı Sıra,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.​
     
Etiketler:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş

Portal
Torrent Film & Teknoloji Webmaster Formu
Blog